Rusya’nın Asya’da sürdürdüğü kolonizasyon çalışmaları olarak da ele alınabilecek olan Türkistan’ın işgali, sonrasındaki süreçte birçok isyana sebep olmuştur. Bu isyanlar bazen siyasi, bazen kültürel, bazı zamanlarda ise ekonomik nedenlerden kaynaklanmıştır. Bolşevik Devrimine kadar geçen süre içerisinde, Petro’nun şekillendirdiği Asya’da hâkimiyet projesini takip eden Rusya, sanayi devriminden sonra bölgedeki politikaları ile isyanların çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Söz konusu isyanlar içinde en geniş bölgeye yayılan ve en büyük etkiyi yaratan isyanlar, 1916 yılında başlayan isyanlardır. Neredeyse bütün Batı Türkistan coğrafyasını kapsayan bu isyanlar, Rusya Türklerinin Çarlık politikalarına karşı geliştirdiği tepkilerin en şiddetlisidir.
1916 isyanları, bu çalışma içerisinde siyasi gelişimi ile, neticeleri ile ve en önemlisi, ekonomik sebepleri ile incelenecektir.
SSCB dönemine kadar İç Asya Türkleri ile Ruslar arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olan 1916 isyanlarını anlayabilmek için, öncelikle Rusya’nın bölgeyi ele geçirişini ve bu dönemden sonra sürdürdüğü bazı politikaları incelemekte fayda vardır.

Türk mitolojisi, tekli, ikili, dörtlü ve çoklu bir sistem üzerine kurulmuştur. Çoklu bir sistemdir çünkü kainattaki bütün ruhlar irade sahibidir. Dörtlü bir sistemdir çünkü dünyanın varlığı dört ana yön üzerinden düşünülmüş ve mevsimlerden vakitlere kadar her şey bu dört parçaya pay edilmiştir. İkili bir sistemdir çünkü bu kainattaki her varlık ya aydınlık taraftadır yahut karanlık taraftadır. Bütün bunlara rağmen tekli bir sistemdir çünkü tüm bu saydıklarımız arasında bir uyum söz konusudur.
Düalist sistemler genellikle iyi ve kötünün mücadelesini konu edinir. Hürmüz ile Ehrimen arasındaki savaş, klasik düalizmin en açık örneğidir. Hürmüz (Ahura Mazda) saf ışıktır ve saf iyiliktir. Kötülük onda bulunmaz. Ehrimen ise kötülüklerin kaynağıdır. Bu nedenle Hürmüz ile Ehrimen arasında bir savaş sürüp gider. Bu savaş sonunda Hürmüz tarafından kazanılacak, yeryüzüne iyilik hâkim olacaktır.
On altı Türk devleti, bu devletlerin bayrakları ve kurucularının resimleri... Bu, baştan sona tutarsız, baştan sona mesnetsiz bir hikâyedir. Bu hikâye hâlâ anlatıldığı için, onun yanlışlığını tekrar tekrar hatırlatmak mı gerekir, yoksa bu hikâye defalarca eleştirildiği için artık üzerinde durmamak ve hikâyeyi ölüme terk etmek mi gerekir?
Hatice'ye değil de neticeye bakacak olsaydık Cezmi Yurtsever'in "
Çin Bayrağı Nasıl Hun Türklerine Mal Edildi!" başlıklı yazısının eleştirisi ile hiç uğraşmazdık. Bu yazının sonuç önermesi, Hun bayrağı olarak sunulan çizimin gerçekte Hunların bayrağı olmadığıdır ki buna itirazımız yoktur. Fakat, ilginç iddialarıyla ara ara gündeme gelen Cezmi Yurtsever'in bu yazısı büyük hatalar barındırdığı için, bu hataları tespit ve teşhir etmek gerekiyor.
Batı Türkistan-Hazar bölgesinin Türk kavimlerinden olan Nogaylar, tarihlerinin en zor zamanlarını 16. yy'da yaşadılar. 16. yy ortalarında kendilerini siyaseten ikiye bölünmüş hâlde bir taht kavgasının içinde bulan Nogaylar, büyük bir kıtlık nedeniyle hayatlarını kurtarma telaşına düştüler. Sürülerini kaybeden, iktisadi istikrarları yok olan ve açlığa mahkum olan Nogaylar, Astrahan bölgesine ve çevreye yayıldılar. Çocuklarını ölümden kurtarmak için köle olarak sattılar. Yine de, Nogay nüfusunun yarıya yakını bu dönemde hayattan ayrıldı.
Bu tarihlerde meşhur Osmanlı amirali Sidi (Seydi) Ali Reis, büyük seferinden dönmekte idi. Mangıt (Manğıt, Nogay) ve Özbeklerin yağma saldırısına uğradı. Bu olay üzerine, aşağıdaki Çağatayca manzumeyi kaleme aldı:
İnsanın konuşurken hata yapması yazarken hata yapmasından çok daha kolaydır. Biz de bu yüzden Açuk Bitig'de daha çok yazılarda yer alan hatalara yer veriyoruz. Ancak konuşmalardaki hatalar da sık sık dile getiriliyorsa, artık o hatanın da eleştirilmeye değer olduğuna kanaat getiriyoruz. Kendinden ve bilgisinden emin olan Murat Bardakçı'nın iki hatasını da bu nedenle, onun üslubuna göre daha hafif bir üslupla tespit ve teşhir etmek niyetindeyiz.