Hun Bayrağı, Katalan Atlası ve Yecüc Mecüc

Gönderen Açuk Bitig , 22 Haziran 2011 Çarşamba 21:48

On altı Türk devleti, bu devletlerin bayrakları ve kurucularının resimleri... Bu, baştan sona tutarsız, baştan sona mesnetsiz bir hikâyedir. Bu hikâye hâlâ anlatıldığı için, onun yanlışlığını tekrar tekrar hatırlatmak mı gerekir, yoksa bu hikâye defalarca eleştirildiği için artık üzerinde durmamak ve hikâyeyi ölüme terk etmek mi gerekir?

Hatice'ye değil de neticeye bakacak olsaydık Cezmi Yurtsever'in "Çin Bayrağı Nasıl Hun Türklerine Mal Edildi!" başlıklı yazısının eleştirisi ile hiç uğraşmazdık. Bu yazının sonuç önermesi, Hun bayrağı olarak sunulan çizimin gerçekte Hunların bayrağı olmadığıdır ki buna itirazımız yoktur. Fakat, ilginç iddialarıyla ara ara gündeme gelen Cezmi Yurtsever'in bu yazısı büyük hatalar barındırdığı için, bu hataları tespit ve teşhir etmek gerekiyor.

Hunların (Asya Hunları, Hsiyung-nular) bayrağı olarak önümüze konan çizimin gerçekte Hun bayrağı olmadığını söylemek için, esasında bayrağı tahlil etmeye gerek yoktur. Hunların yaşadığı dönemde devletler standart bayraklara sahip değildi. Ancak askeri birliklerin ve devletler içinde yer alan kabilelerin çeşitli simgeleri, flamaları, bayrakları vardı ki bunlar dahi standart değildi, yalnızca bir özü paylaşıyorlardı. Dolayısıyla, Hunlara bir bayrak "bulmak", tek başına yeterince yanlıştır.

Bununla birlikte, eski Türk devletlerine ait olduğu iddia edilen bayraklar arasında en çok itiraza konu olan, sözde Hun bayrağıdır. Bunda en önemli pay, ejderin bir Çin simgesi olarak bilinmesidir.

Ejder tasvirleri Çin kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir ve genellikle kozmik anlamlar içerir. Bilinmesi gereken, Türk kozmolojisinin de Çin kozmoloji ile benzer temellere sahip olduğudur. Türklerin mitolojisi ve kozmolojisi Çin mitolojisi ve kozmolojisi ile önemli benzerlikler taşır. Kainat içindeki mücadele, bu mücadelenin üzerindeki uyum ve bütünlük, her iki toplumun kültür kökenlerinde mühim yer tutar. İki toplumun paylaştığı simgeler arasında elbette ejderler de vardır. Köken itibariyle ejderler ister Türk, ister Çin tahayyülünün ürünü olsun, her iki toplum tarafından da benimsenmiştir.

Örnek olarak, Karabalgasun ve Bugut yazıtlarında ejder süslemelerine rastlanabilir.

Buradan anlaşılacağı üzere, ejderler Türklere yabancı değildir.

Cezmi Yurtsever'in iddiası ejder bayraklı kavmin Hunlar değil, Çinliler olduğu. Çinlilerin ejder tasvirli Çin bayrakları mutlaka vardır. Ancak Yurtsever iddiasını dile getirirken Katalan Atlası'na değinerek büyük hataların içine giriyor.

1375 tarihli Katalan Atlası geniş içeriğinin bir kısmında, Müslümanların "Yecüc-Mecüc" olarak bildikleri, kutsal kitaplarda "Gog Magog" olarak da bahsi geçen ve Zülkarneyn tarafından hapsedilen kavmi gösterir. Atlasta bu kavimden kişilerin elinde bir bayrak görülüyor. Bu bayrak üzerindeki figür (Şeytan olduğu da düşünülür.) Cezmi Yurtsever tarafından ejder olarak düşünülmüş. Ejder bayraklı kavmin Yecüc-Mecüc olması Yurtsever'in hoşuna gitmemiş. Bu nedenle, aslında Hunların değil, Çinlilerin Yecüc-Mecüc olduğunu ispata girişmiş.

Öncelikle, kutsal kitapların tarihi kaynaklar olmadığını hatırlatalım. Sonra Yurtsever'e o atlasa daha dikkatli bakmasını salık verelim. Dikkat buyurunuz; atlasta "Gog Magog", Mançurya'nın kuzeyinde bulunmaktadır. Burası Çinlilerin değil, proto-Moğolların, Tunguzların yurdudur ve her durumda Altaik kavimlere aittir.

Türklerin Yecüc-Mecüc olduğu iddiası yeni değildir. Altay kavimleri hem Batı'da, hem İslam dünyasında sıklıkla Yecüc-Mecüc kavimleri ile ilişkilendirilir. Yabancı ve savaşçı olarak Altaylıların böyle bir imaj yaratması olağan karşılanmalıdır. Biz bunu aşağılayıcı bir görüş olarak da ele almıyoruz. Kutsal metinleri bilimsel kaynaklardan ayırıp meseleyi tarihi süreç içerisindeki olağan sosyo-psikolojik tepkilere bağlamayı daha makul görüyoruz.

Özcesi, ejderli bayrak bir atlasta Yecüc-Mecüc kavimlerine ait gösterildi diye, Yecüc-Mecüc bayrağı bile belli olan bir siyasal varlığa dönüşmez. Hunların ejder bayrağı kullanmış olması yahut olmaması da onları Yecüc-Mecüc kavimlerine bağlamaz.

3 Response to "Hun Bayrağı, Katalan Atlası ve Yecüc Mecüc"

Adsız Says:

Tarihin arka odası adlı programda erhan afyoncu isimli tarihçi ergenekon destanının türklerin değil moğolların olduğunu söyledi.Acaba bu açıklama doğru mudur.Yoksa taraflı bir tutum mudur?

Açuk Bitig Says:

Farklı kaynaklarda efsanenin Türklerle de Moğollarla da ilişkilendirildiğini görmek mümkündür. Komşu ve yakın kavimler olarak Türkler ve Moğollar arasında ortak efsaneler bulunması doğaldır. Efsanenin nihai kökeninin hangi topluma ait olduğunu tespit etmek imkân dâhilinde değildir, sanıyoruz ki gerekli de değildir.

Erhan Afyoncu'nun söz konusu yorumu, bu nedenle, haklı argümanlara dayandırılabilecek olsa bile netice itibariyle yanlıştır. Ergenekon, Türklerin ve Moğolların ortak efsanesidir.

Adsız Says:

ZÜLKARNEYN ve DEV Yecüc Mecüc
Selamun aleykum! Hocalarımızın bu konuya dair fikir ve görüşlerini takip ediyorum.Ancak bana pek de makul-mantıklı gelmiyor.Yine de sevgi ve saygılarımı iletirim onlara.İlahiyat ve astronomi hocalarımız bir konuda çok fecî şekilde aldatılmışlardır.Deccalî sistemin tuzağına düşürülmüşlerdir.Çünki yüzyıllardır insanlık yerküre üzerinde yaşam sürdüğüne inandırılmıştır.Şimdiye kadar yerküre üzerinde yaşadığımız varsayılmış bütün yorumlar bu bilgi üzerine bina edilmiştir.Hoca ve alimlerimiz bundan yola çıkarak tefsir ve tevillerini şekillendirmişlerdir.Bu nazariye ye göre ayet ve hadis yorumlamışlardır.Ancak bütün göstergeler yerküre üzerinde değil içinde yaşadığımıza işaret etmektedir. İnanılmaz ve absürd gelsede, çıplak gerçekler bu minvaldedir.Kuranî ayetler sürekli ”fil ard” ve ”fid dünya” kavramını kullanır.Ayetler ”alel ard” veya ”aled dünya” demez.Bu da bizim iddiamızı güçlendirmektedir.Yani yerküre içi veya dünya içi bir olaydan bahseder ayetler hep.Yerküremiz dolgun değil top misali düşünülecek olursa, bizler o topun iç kısım kabuğunda yer almaktayız.Birçok roman ve eski kaynak, örneğin Jules Verne gibi, yerküre içine tertip edilen bir seyahattan bahseder.Ancak onların yanıldığı nokta şurasıdır ki, onlar yerküre üzerinde yaşadığımızı varsaymış ve dolaysıyla yerküre içine seyahat ettiklerini zannetmişlerdir.Gerçekte ise yerküre üzerine bir seyahat tertiplenmiştir.Bu kanıya nasıl vardığım merak edilecek olursa bunu şöyle izah edebilirim.Bu bahsettiğim kaynaklar dev yaratıklardan bahseder.Üstelik arkeolojik kazılar sürekli dev insan iskeletlerini gündeme getirir.Kuranî ayetler eski kavimlerin güç ve kudretlerine atıf yapar.Fizik kurallarını birazcık olsun tanıyanlar bilir ki küresel ve dönmekte olan bir cisme merkezçek ve merkezkaç kuvveleri tesir eder.Buna göre küresel cismin iç kabuğu, dış kabuğa nazaran daha yüksek gravitatif basınça maruz kalır.Yani,dış kabuğun yerçekimi iç kabuğa nazaran daha hafifdir.Bu da bizi şu sonuca götürür: Yerküre üzeri yaşayan canlılar dev hükmünde olmalıdır.Bunun böyle olduğu az sonra tarafımızdan açıklanacaktır.Bu tür konular sinema filmlerine de yansımıştır.Filmler tamamıyla hayal ürünü olsa da yinede özlerinde bir nebzecik olsun hakikat içermiyor değiller.Benim anladığım kadarıyla Adem babamız önce yerküre üzerinde yaratıldı.Hafif yerçekiminden ötürü dev hükmündeydi.Yasak ağaç ise çiftleşip üremeyi temsil ediyordu.Yasak ağaçtan tatmayı öğrendiklerinde hızlıca çoğalmaya başladılar.Dev olmaları ve binlerce sene yaşamaları hasebiyle bir süre sonra üst dünya bunlara dar gelmeye başladı.Bunun üzerine yerküre içine inme olayı başladı.Belki de hubut-u Adem yerküre üzerinden yerküre içine doğru bir iniş veya düşüş olabilir.Bir geçit bulup yerküre üzerinden yerküre içine gelip yerleştiler.Buraya etki eden yüksek gravitatif yerçekimi onları boyca ve ömürce kısalttı.Bu cücelme olayı fevren değil tedricen vuku buldu.Arkeolojik kazılar bunun böyle olduğunu ortaya koymaktadır.İnsanlık zaman içerisinde gittikçe küçülüp cüceldi.Eski tarihte devlerin yaşadığı dikkate alınırsa birçok devasa yapıtların, mısır piramidi gibi , sırları çözülecektir o zaman.Yecüc mecüc ve Zülkarneyn meselesine gelince.Aslında yecüc mecüc hala yerküre üzerinde yaşayan dev insanlardır.Atamızın yerküre içine geldiği geçiti kullanıp dünyamıza geliyorlardı.Dev gövderiyle ve doymak bilmeyen açlıklarıyla korku ve dehşet salıyorlardı.Ekin ve mahsulleri talan ediyor suları içerek kurutuyorlardı.İnsanlar korkularından bî-çare kalıyor çözümü kaçmak ve sığınmakta buluyorlardı.Kimse çıkmaya cesaret edemiyor, devlerin gitmesini bekliyordu.Zülkarneyn (as) onların geldikleri geçit ve gedikleri sedd’le tıkadı.Artık yerküre içine bir yol bulamadılar.Ancak tekrar gelebilmek için sürekli yerkabuğunu kazmaktadırlar.Yakın gelecekte bir yol bulup iç dünyamıza akın edeceklerdir.Ekin, bağ ve bahçeleri talan edecek, hayvanları yiyip suları kurutacaklardır.
(Doymadıkları takdirde insan eti de yiyebilirler.)
Facebook: EbuHukema Es-Sufi

Yorum Gönder